Flamboyant Striker!

‘Uncategorized’ Kategorisi için Arşiv

Mark Halsey

Yazan: flamboyantstriker Ekim 24, 2008

To relax myself and my assistants, as well as making a few dance movements, I also do a little singing.
Soyunma odasında başka neler dönüyor acaba? Futbolumuzda meşhur bir söylem vardır, i.ne hakem diye. Yoksa? Buzlu bademler havada uçuşuyormuş diye duydum ben.

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Nihayet!

Yazan: flamboyantstriker Ağustos 29, 2008


Dear Haggard-Fans,

please find enclosed the Haggard Newsletter August 2008. There is a lot of
movement at Haggard, and today I am happy to inform you about the following things:

1. RELEASE OF “TALES OF ITHIRIA” TODAY, FRIDAY, 29th of AUGUST 2008
Finally!! The new Haggard-CD „Tales Of Ithiria“ will be in stores today,
29th of August 2008. Next to the normal CD, of course there will also be one
limited edition that comes with a patch.

Here are the links, where you can order the CD:

Normal CD:
http://www.amazon.de/exec/obidos/ASIN/B001BOZ1RQ/drakkarentertain
Limited Box:
http://www.amazon.de/exec/obidos/ASIN/B001CWBP0E/drakkarentertain

In a short time there will also be a live-presentation of the new material.

2. HAGGARDS CD “AND THOU SHALT TRUST THE SEER” WILL BE AVAILABLE AGAIN
Yes, it´s true what you read. The first HAGGARD-CD “And Thou Shalt Trust
The Seer” (1997) will be available in a short time. It will be available as
CD – and now take care – also as LP/Vinyl! There will be more info soon!

3. LIVE DATES / TALES OF ITHIRIA EUROPEAN TOUR 2008
The European Tour will begin in less than a month. Enclosed, you find the
current dates of the tour.

Tickets for the tour you can get at www.metaltix.com .

30.08.2008 D-Losheim, Rock Area Festival
04.09.2008 I-Milano, Rolling Stone
05.09.2008 D-Memmingen, Kaminwerk
06.09.2008 D-Osterburken, Miroque Festival

Presented by ZILLO, LEGACY and LARPZEIT:
TALES OF ITHIRIA-TOUR 2008 – HAGGARD & Special Guest

22.09.2008 CH-Pratteln, Z7
23.09.2008 D-Stuttgart, Röhre
24.09.2008 F-Toulouse, Havana Club (not confirmed)
25.09.2008 E-Bilbao, Rockstar
26.09.2008 E-Madrid, Sala Live
27.09.2008 E-Barcelona, Mephisto
29.09.2008 D-Essen, Zeche Carl
30.09.2008 D-Frankfurt, Batschkapp
01.10.2008 D-Hannover, Musikzentrum
02.10.2008 D-Karlsruhe, Substage
03.10.2008 NL-Alphen aan de Rijn, Het Kasteel
04.10.2008 B-Vosselaar, Biebob
05.10.2008 D-Köln, Essigfabrik

17.10.2008 D-Osnabrück, N8
18.10.2008 D-Bremen, Aladin/Tivoli
19.10.2008 D-Ottweiler (Saarland), Schlosspark
21.10.2008 D-München, Backstage
22.10.2008 D-Nürnberg, Hirsch
23.10.2008 D-Magdeburg, Factory
24.10.2008 D-Berlin, K17
25.10.2008 D-Bad Salzungen, Pressenwerk
26.10.2008 D-t.b.a.
27.10.2008 D-Hamburg, Markthalle
28.10.2008 D-Schwerin
29.10.2008 D-Cottbus, Cellardoor
30.102.008 CZ-Prag, Abaton
31.10.2008 D-Erfurt, Zentrum
01.11.2008 A-Wien, Planet Music

13.11.2008 I-Trevisio, New Age
14.11.2008 I-Roma, Alpheu
15.11.2008 I-Piacenza
16.11.2008 SLO-Ljubljana
17.11.2008 HU-Budapest, A38
18.11.2008 ROM, Cluj-Napoca, Cultur Hall
19.11.2008 SER, Belgrad
20.11.2008 GR-Thessaloniki
21.11.2008 GR-Athen
24.11.2008 UKR-Kiew, CCA NAU

4. WIN A MEET-AND-GREET ON THE UPCOMING HAGGARD TOUR
You can win 3 MEET AND GREET´s on the upcoming TALES OF ITHIRIA TOUR.
If you win, you plus 3 of your friends will get in the concert for free.
You will meet Haggard backstage and party with them.

Just send the city and the location (see tourdates) with the subject
“Meet and Greet” to:

meetandgreet@haggard.de

and tell us, why you have to be the one that has to win the meet and
greet with Haggard.

5. LATIN AMERICA TOUR
It is planned to do the next Latin America tour in January 2009. Countries
(until now): Mexico, Venezuela, Chile, Colombia, Brazil, Panama.
More infos will follow.

6. NEW MERCHANDISE
In some days you can find new merchandise at www.haggard-shop.de . For the
tour we have new things there, as new shirts, jewellery, rings, pendants,
lanyards, patches, stickers, posters, buttons, calenders etc.

It´s worth to take a look!

7. WEBSITE RELAUNCH AT 03rd OF SEPTEMBER 2008
I´ll keep it short: The new Haggard website will be online at 03.09.2008.
We are waiting for your visit at www.haggard.de .

Ok, that´s it for now.

Greetings & see you soon on tour,

Haggard
Asis Nasseri

http://www.haggard.de
asis@haggard.de
http://www.myspace.com/haggard2007
http://www.myspace.com/asisnasseri

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Rahatsızlıktan dolayı…

Yazan: flamboyantstriker Temmuz 26, 2008

Blogun temasını sık sık bızıklıyorum, çevreye verdiğim olası rahatsızlıklardan ötürü özür dilerim. Bu temada karar kıldım, lakin banner denilen meretler nedense olmuyor. Üstteki Flamboyant Striker yazısı fazlaca sikko duruyor farkındayım. Fikri olan beri gelsin.

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Bayram Tutumlu’nun Antu.com ile ropörtajı

Yazan: flamboyantstriker Temmuz 10, 2008


Antu.com: Aylardır Mehmet Aurelio`yu başka takımlara transfer etmek için uğraşıyorsunuz. Hatta kulübümüz sizi “Aurelio`nun aklını çelmek” suçlamasıyla UEFA`ya şikayet edeceğini bile söyledi. Siz gerçekten Mehmet istemediği halde aklını çelerek mi Real Betis`e transfer olmasını sağladınız?

Bayram Tutumlu: Bunlar tamamen hayal ürünü. Mehmet Aurelio, kişilikli, karakterli bir insandır. Bu transfer tamamen onun isteğiyle gerçekleşmiştir. Benim onun aklını çelme gibi bir durumum olamaz. Marco kendisine diğer bazı futbolculara verilen değer verilmediği için, basite alındığı için ayrılmıştır.

Ben geçen sezonun devre arasında başkan Aziz Yıldırım`la görüştüm. “Aurelio`nun sözleşmesi bitiyor, bunu uzatalım, teklifler var” dedim. Aziz Yıldırım bana kızdı, sinirli davrandı. Olabilir davranabilir. Ben bunun üzerine kardeşi Ali Yıldırım`la görüşmeleri sürdürdüm. Ali Yıldırım, başkanla aramızda köprü vazifesi yaptı. Hatta bu iş için Türkiye`ye geldim, ofisinde Ali Yıldırım`la görüştüm Aurelio`nun teklif beklediğini söyledim. Ancak hiç bir gelişme olmadı.

Herhalde yönetim Aurelio`nun Euro2008`de bu kadar iyi performans göstereceğini düşünemedi. Şampiyonadan sonra Mehmet`e 7-8 tane çok ciddi teklif yapıldı. Ancak Marco`nun isteğiyle kulübün teklifini 15 gün bekledik. Fakat yine ilgilenen olmadı. Sonunda telefonla bir teklif yaptılar. Biz aramızda artık güven ortamı kaybolduğu için teklifi faks çekip resmileştirmelerini istedik, yapmadılar. Herhalde Aragones`e, Guiza`ya öyle bir yoğunlaşmışlardı ki Aurelio konusunda hiç bir şey yapmadılar.

Bunun üzerine artık yapacak bir şey kalmadığı için Mehmet Real Betis`le anlaştı. Fenerbahçe`de ve Türkiye`de çok mutlu olmasına rağmen sözleşmeyi imzaladı çünkü ciddiye alınmadığını hissediyordu. Hatta imza atıktan sonra bile bana, “Şimdi Türkiye`yi bırakıp gidiyorum, Fenerbahçe`yi çok seviyorum. Çok üzülüyorum. Keşke teklif yapsalardı” dedi.

Antu.com: Bütün bu olanlar sizi taraftarın gözünde Fenerbahçe düşmanı yaptı. Siz bir menajersiniz Fenerbahçe gibi büyük bir kulübü bu derece karşınıza almak doğru mu?

BayramTutumlu: Benim Fenerbahçe`ye düşmanlık yapmam söz konusu olamaz. Benim Fenerbahçe`de dostlarım var. Bunu akla getirmek bile mantık dışıdır. Ben Fenerbahçe düşmanı olsam, Aziz Yıldırım istifa ettiğinde Marco`nun haberi olmadan Fenerbahçe ile sözleşme yenilemezdim.

Olay şöyle oldu. Ben Aziz Yıldırım istifa ettiğinde kendisiyle görüşmeye gittim. Yanında Ali Koç vardı ve kendisini istifadan vazgeçirmeye çalışıyordu. Yanlarına girdiğimde Aziz Yıldırım gözlerime baktı ve bana “Nobre gitti bari Marco gitmesin” dedi. Ben de “Başkanım söyleyin sözleşmeyi hazırlasınlar, ben imzalayayım” dedim.

Sözleşme hazırlandı ve ben TSİ 11:00`de sözleşmeyi Aurelio adına onun haberi yokken imzaladım. O sırada Brezilya`da saat 03:00`tü ve Marco mışıl mışıl uyuyordu.

Tekrar ediyorum Marco`nun transferi tamamen kendi isteğıiyle olmuştur ve benim Fenerbahçe düşmanı olmamla bir ilgisi yoktur. Böyle bir düşmanlık söz konusu da değildir.

Antu.com: Çeşitli iddialar ortalıkta dolaşıyor. Bunlardan biri de kulübümüzün Aurelio`ya 2, size de 1 milyon Euro teklif ettiği buna rağmen sizin teklifi kabul etmediğiniz yönünde. Bu doğru mu?

Bayram Tutumlu: Bütün bunlar hayal ürünü. Ben Marco`nun menajerliğinden önce ağabeyiyim. Beni tanıyanlar bilir. Paraya ihtiyacım yok. Ben bu işi para için yapmıyorum. Marco`nun transferinin de parayla bir ilgisi yok. Marco para için değil, kendisiyle ilgilenilmediği için Betis`e gitti.

Antu.com: Real Betis`in yabancı hakkının dolu olduğu, Aurelio`yu AB statüsünde oynatmak zorunda olduğu ancak bunun için de kulübümüzün izni gerektiği söyleniyor. Bu konuya da açıklık getirir misiniz?

Bayram Tutumlu: Keşke Marco`nun burada karşılanışını görseydiniz. Sanki Maradona gelmiş gibi karşılandı. Marco Real Betis`in bu sezon yaptığı en önemli transferdir. Gerekirse 2 yabancıyı gönderirler onu yine oynatırlar. Marco`nun böyle bir problemi olmayacak.

Mehmet Aurelio ve Bayram Tutumlu ile yaptığımız telefon görüşmesi doktorla olan randevularından dolayı burada sona erdi. Umarız Aurelio`nun transferindeki belirsizlikleri bir nebze aydınlatırız ve kulübümüzün konuyla ilgili bir açıklama yapmasına neden oluruz ve her iki tarafın da ağzından konuyu öğrenme şansına sahip oluruz.

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Az zamanda çok gol atmak

Yazan: flamboyantstriker Temmuz 9, 2008


1-) Masashi Nakayama (Jubilo Iwata, Apr 15-Apr 29 1998) : İnanılması güç bir forma sahip olmuş zamanında. Oynadığı ligin üstüne bir kalitesi olduğu açık. Nitekim 4 maçta 16 gol atmış. Maç başına 4 gol ortalamasıyla oynamak ne demek? Şu an Türkiye’de biri böyle bir forma sahip olsa, kulüp başkanlığına kadar gider yolu. Maçlara göre attığı gol de şu şekilde; 5-4-4-3… Gittikçe düşen bir grafik, ama ne grafik! Güiza’nın ilk 4 maçta böyle bir şey yaptığını düşünsenize. (bkz: fantezi)

2-) Coen Dillen (PSV Eindhoven, Jan 27-Mar 31 1957) : Lakabı ‘Her Canon’ olan futbolcu, 1956-1957 sezonunda tam 43 gol attı. Bu yazıya konu olan bu değil, dediğim gibi az zamanda çok gol atmaktan bahsediyoruz. Bu adam da 20 golü, 9 maçta rakip kaleye göndermiş. Maçlara göre attığı gol sayısı; 3-4-2-2-1-2-2-1-3… Ayağına sağlık.

3-) Gerd Müller (Bayern Münich, Sep 27 1969-Mar 3 1970) : Bombacı da inanılması güç bir seri sahibi. 16 maçta 23 gol. Hem de Bundesliga’da. Maçlara göre attığı gol sayısı; 1-4-1-1-1-1-1-1-2-1-1-3-2-1-1-1…

4-) Owen Coyle (Airdrie, Sept 15-Sept29 1990) : Pek tanınmayan bir isim daha. Kendisi 7 maçta 17 gol atmış, fakat sezonun geri kalanında sadece 3 tane daha gol atabilmiş. maç başına daha fazla gol yakaladığı bir serisi var; 4 maçta 12 gol… Dile kolay. Maçlara göre attığı gol sayısı; 3-2-3-4…

5-) Steve Bloomer (İngiltere, Mar 9 1895-Mar 20 1899) : Bir de milli takım azgını var. Milli takımda uyum sağlamak, kulüp takımlarına göre daha zordur ama o yapmış. 10 maçta 19 gol atarak harika bir seri yakalamış. Maçlara göre attığı gol sayısı; 2-1-1-5-2-1-1-2-2-2…

6-) Refik Resmja (Partizan Tirana, Feb 18-Mar 4 1951) : Bir azman da bu arkadaşımız. Hem de ne azman. 23 maçta 59 gol atmış. Çok gol attığı zaman aralıklarına indirgersek, 4 maçta 24 gol ve 6 maçta 18 gol. Maçlara göre attığı gol sayısı; 6-7-7-4 ve diğer serisi; 3-4-1-4-5-1…

7-) Jose Santunino Cardozo (CD Toluca, Sep 21-Nov 24 2002) : Biraz daha normale yakın bir isim. 11 maçta 19 gol atmış. Maçlara göre attığı gol sayısı; 1-3-1-3-1-2-1-4-1-1-1…

8-) Dave Mooney (Cork City) : 6 maçta 11 gol. Maçlara göre attığı gol sayısı; 2-1-2-2-2-2

9-) Rodion Camataru (Dinamo Bucharest, May 17-Jun 25 1987) : Tüm zamanların en iyi Rumen forvetlerinden biri. 7 maçta 21 gol atmış olması bunun ispatlarından biridir. Maçlara göre attığı gol sayısı; 1-3-3-2-4-5-3…

10-) Mario Jardel (FC Porto, Oct 29 1999-Jan 15 2000) : Tanıdık bir isim. Ülkemizde de top koşturan Jardel, 9 maçta 18 gol itelemiş. Alkışlıyoruz onu da. Maçlara göre attığı gol sayısı; 2-1-1-3-1-3-3-2-2

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Güldünya Tören

Yazan: flamboyantstriker Nisan 17, 2008

Güldünya’yı hepiniz hatırlarsınız. Şu batasıca törenin kurbanlarından hani. Hatırlamaz mısınız yoksa? Şu yazıyı okuyun. Onun ağzındanmış gibi çok çok kısa dinleyin. Kesin hatırlayacaksınız:

“Çok mektup yazmışlığım yoktur. Hatta bilmem mektup yazmayı. Bu yüzden söyleyeceklerim size ilginç gelmezse kusuruma bakmayın lütfen.

Ben Güldünya Tören. İki yıl önce, töre yüzünden öldürüldüm. Şimdi mektup yazmak geldi içimden. Yoksa küçük bir şey eksik kalacaktı sanki. Yemeğin tuzunun az olması gibi. Kimse yemeğin tuzu az olsun istemez, değil mi?

Uluslararası Af Örgütü’nün kampanyasında bana yazılan mektupları okudum. Sadece Perihan’ın, Işıl’ın ve Ezgi’nin mektuplarını değil, hepsini okudum. Yazanların ellerinden tek tek öperim.

Öyle okumuş biri değildim yaşarken; ama takdir edersiniz ki ölüm insanı bilge yapıyor. Her şeye aradaki ince tülün ardından bakabiliyorsunuz ve bu sayede dünya netleşiyor gözünüzde.

Gerçi öldürülmüş olmak hâlâ çok kötü. Hele benim gibi, bir devlet hastanesinde öldürüldüyseniz bunun travması öldükten sonra bile sürüyor, inanın. Teyze kızının kocası tarafından tecavüze uğramak, yirmi bir yaşında Bitlis’ten İstanbul’a kaçmak, evlattan ayrı düşmek de kötü elbet.

Ama en kötüsü ölümün insana kendi kanıyla gelmesi. Atasıyla, abisiyle, kardeşiyle gelmesi.

İki yıl önce gittim. O günden beri hakkımda bazı şeyler okudunuz. Ben de hakkınızda çok şey öğrendim. Memleketimin insanlarısınız, merhamet duygusuna hâlâ sahip diyarlardan birinde yaşıyorsunuz. İster Van’da olun ister İstanbul’da, kucağımda bebeğimle çekilmiş o bulanık fotoğrafı görünce içinizin cız ettiğini biliyorum. Ama bilmek gerçeği değiştirmiyor.

Kaçtım ama ölüm beni buldu. Yani fotoğrafın aksine, gerçek son derece net.

Burada geçen iki yılda öğrenecek zamanım oldu. Bilge ölmüşlerimizle tanıştım. Onlar yaşadığımın bana özgü olmadığını, pek çok kadının şiddete maruz kaldığını anlattılar. Hatta o kadınların arasında benden çok daha eğitimli, meslek sahibi olanlar varmış.

Erkek bedeni kadınınkinden daha güçlü. Bu basit biyolojik gerçek yüzyılların birikimini nasıl ezip geçebiliyor?

Hem merak ediyorum, şiddete başvurmayı erkekler kendilerine nasıl yediriyorlar? Öyle kırıp döken bir insan hayatta mutlu olamaz ki.

Burada zamanımın çoğu böyle şeyler düşünerek geçiyor. Bir de bebeğimi, boş yere adını Umut koyduğum kuzumu düşünüyorum. Kaderini tahmin etmek beni korkutuyor.

Bir gün yine böyle arpacı kumrusu gibi düşünürken yanıma bir adam geldi. O kadar dalmışım ki kim olduğunu önce anlayamadım. Moralim bozuktu, hiç konuşacak halim yoktu. Meraklı soruları çekemezdim. Bu yüzden dönüp bakmadım önce.

Birden konuşmaya başladı. Sesini tanıyordum. Çocukluğumun masum gecelerinden, okul sıralarında geçen günlerden, kışın talaş ve tebeşir kokusu eşliğindeki eski görüntülerden tanıyordum.

“Üzülme kızım” diyordu bana; “üzülmesi gereken aslında sen değilsin, benim.”

Döndüm ve onu gördüm: Gazi Paşa karşımdaydı. Buraya geleli altmış küsür sene olmamış gibi genç ve ışıklıydı. Üstünde Kocatepe’de giydiği palto, başında kalpağı vardı. Laf aramızda, onun Kocatepe’deki resmini çok severim. Zaten burada herkesi en sevdiğiniz haliyle görüyorsunuz.

“Yorgun bir ülkeye baktık ve bir hayal kurduk kızım” dedi; “Çalışırız, olur sandık. Kadınıyla erkeğiyle bir geleceği paylaşırız diye düşündük. O yıllarda zaman bizden yanaydı. Bir savaş kazanmıştık, yenilerini de kazanırdık. Oysa sana baktıkça yenilgi duygusuyla doluyor içim. Üstelik ben bir komutanım. Yenilmeyi sindiremem içime.”

O sırada biri daha geldi. Kendisini yeni tanımıştım. Büyük şairdi. Şimdi adını söyleyince bu belki size komik gelecek ama ne yapayım, yaşarken okuyacak halim olmadı ki hiç.

Nâzım Hikmet ikimize de muhabbetle bakıp “Paşam, kız zaten üzgün…” dedi: “Bir de biz tarihle sıkmasak canını…”

Hemen itiraz ettim: “Rica ederim, ne demek. Yaşarken kimse beni konuşmaya değer bulmadı. Buradaysa rahat rahat konuşuyorum. Hem de kimlerle… İlahi adalet bu olsa gerek.”

“Haklısın şair…” dedi Gazi Paşa; “Ama şunu bilin ki, kadınla erkek omuz omuza vermeden gurur duyacağımız bir ülke yaratamıyoruz. Ama bu basit gerçeği nedense bir türlü kavrayamadık. Hayal kırıklığım bu yüzden çok derin.”

“Mao’nun bir sözü var” dedi Nâzım: “Göğün yarısını kadınlar omuzlarmış.”

“Propaganda yapma…” dedi Gazi Paşa, acı acı gülerek.

Sonra beni selamladılar, aralarında konuşa konuşa uzaklaştılar. Arkalarından baktım. Hayal kırıklığına uğramış bu iki büyük adamın yanında benim, yani küçücük Güldünya’nın dertlerinin ne önemi vardı?

Gerçi bir önemi varmış ki fotoğrafım afişlere yapıştırılmış, hakkımda sloganlar üretilmiş, koskoca Uluslararası Af Örgütü beni örnek gösterip “kadına yönelik şiddete son” kampanyası başlatmış. Hatta “Güldünya’ya sesleniş” diye bir mektup yarışması bile düzenlemişler. Haklarını nasıl öderim?

Bari bir mektup da ben yazayım dedim. Sonra da kelimelerimi yukarıda resmini gördüğünüz yazarın hayal gücüne emanet ettim. Fena adama benzemiyor. İnşallah bir yanlış yapmamıştır.

İnşallah bana yazılan onca mektup bir gün ulaşır adreslerine.

23.03.06″

Yukarıda da bahsedildiği gibi Güldünya için, Güldünya’ya Sesleniş” diye bir mektup yarışması düzenlenmişti. Birinciliğe uzanan mektup, İzmir’den 24 yaşındaki Ezgi Kızmaz’ın mektubuydu. Tekrar tekrar okudum. Belki de hayatımda en çok okuduğum mektup budur. Paylaşmak istedim:

“Sevgili Güldünya;

Sen daha önce hiç mektup aldın mı? O kısa hayatına kaç mektup sığdırdın? Senin hayatın mektuplara sığar mı, Güldünya? Dünyada şiddete maruz kalan tüm kadınlar, aslında aynı ülkede yaşar. Bu ülkenin sokaklarında, yara izlerini örtmek için makyaj yapmış kadınlar dolaşır. Sokakta karşılaşan her kadın, kendinden bilir o boyanın altında ne olduğunu. Bu maskeye sadece bu ülkenin çorak topraklarında yetişen erkekler kanar. Bu erkekler yaralar açar, yaraları kapatmak için yapılan makyaja tapar. Erkeklerin arasında, bir kadının yaraları tekrar tekrar böyle kanar.

Bu ülkede sokağa çıkabilen kadınlar, her akşamüstü karanlık çökmeden eski bir oyunu oynar, Güldünya. Hava kararmadan eve dönme oyununu herkes çocukluğunda öğrenir, ama sadece kız çocukları hayat boyu oynamaya devam eder. Oyunun kuralları, hileleri, müzik kesildiğinde sandalyeye oturma oyununu hatırlatır. Müzik kapandığında, hava karardığında açıkta kalınmamalıdır. Müzik kesildiğinde oturmaya hazır olmak için nasıl bir sandalyeye yaklaşılır, etrafında oyalanılırsa, kadınlar da havanın kararacağını anladıklarında apar topar evlerinin olduğu mahalleye döner. Kadınlar aceleci adımları müziğe uymadığı için durdurulamaz. Mahalleden ayrılmayıp oyunbozanlık yapanlar suçlanamaz. Kadınlar bu oyunu karanlıktan korktukları için oynamaz, Güldünya.
Işık kapatıldı; sokaklar karanlık şimdi. Eve dönemeyen kadının yarın daha çok makyaj yapması gerekecek. Bu evlerde her akşam toplanılır. Konuşulmaz, sadece nefes alınır. Bu gürültülü solumalardan, sessiz iç çekişlerden evlerin camları buğulanır. Buğulanan camlara kadınlar sevdiklerinin isimlerini yazmasınlar diye “yarın yapılması gerekenler” yazılır. Ertesi gün pencereden sokağa bakmak isteyen kadına yapılması gerekenler engel olur. Hep yapılması gerekenler bitmeden akşam olur, yine toplanılır, yine nefesler alınır. Artık sevdiklerinin ismini camın buğusuna yazmak kadınların aklından geçmez.

Camlarında kuralları yazılı bu evlerin camları silinmez, pencereleri açılmaz; içerisi havalandırılmaz. Kadınlar her gün yakınlarının nefesleriyle boğulur. O kadar çok penceresiyle bu ev, sokağı görmeyen dört duvar olur. Evlerin duvarları incedir, bu duvarları geçebilen yine de sadece sestir. Komşu kadının çığlığı televizyon sesiyle bastırıldıktan sonra uyunabilir. Bu evlerde uyuyabilmek için, önce vicdanı uykuya yatırmak gerekir. Güldünya, burada da, her gece kadınlar uykuya dalar. Rüyalarında yaralarını yamar. Ama aslında üstünde incecik örtüyle, olası katilinin yanında savunmasız yatar. Bu ülkede de, birisini öldürmeden kimse katil diye anılmaz. Belki bu yüzden kadınlar öldürülene kadar katillerine koca, baba, ağabey, dayı, amca demek zorundadır. Bu evlerde geceler, gündüzler, yıllar geçer. Zaman içinde, havalandırılmayan evin kokusu, evde en çok zaman geçirmek zorunda kalanların; kadınların üstüne siner. Kadınlar üstlerine sinen bu koku yüzünden evin dışındayken bile evi unutamaz. Yakınlarının nefeslerinin kokusu burnundayken, nefesleri de ensesinde gibidir. Bu yüzden kadınlar evin içinde; onların gözü önünde nasıl davranıyorsa, evin dışında da öyle davranmak zorundadır. Kadınlar üstlerinde evin kokusuyla fazla uzağa gidemez. Kokuyu tanıyanlar onu ele verir. Bu koku yüzünden Bitlis-İstanbul arası 1505 km. olmaktan çıkar. Bu ülkede hiçbir yer o kadar uzak olamaz.
Ve Sevgili Güldünya, bu ülkedeki kadınlar hiç mektup almaz. Çünkü onlar kimsenin “sevgili”si olmaz. Sen, Güldünya? Sen daha önce hiç mektup aldın mı?
Güldünya, ağabeylerin yol ortasında seni neden kalçandan vurdu? Kuzeninin kocasının sana tecavüz etmesinden, kalça hareketlerini sorumlu tuttukları için mi? Tecavüzden geriye kalanı, evlenmeden bu kalçaların arasından doğurduğun için rni? Ağabeylerin seni neden vurdu, Güldünya? Sağ kalçanı kim kanattı, Güldünya? Bedenini yağmalarken onu sıkıca kavrayan akraban mı, yol ortasında oraya kurşun sıkan ağabeyin mi, yoksa hastanede orayı sarıp sarmalayıp korumayanlar mı? Güldünya, kim canını daha çok acıttı?

Annen mezarının başında sadece senin için mi ağladı, Güldünya? Bir anne kızının katiline her gün yemek hazırlamak zorunda kalır mı? Silahı verenle koyun koyuna yatar mı? Bir anne için kurbanla katili aynı karında taşımış olmak, yeterince ağır bir yük değil mi? Annen mezarının başında kimin için ağladı, Güldünya?
Sadece senin canın mı yandı, Güldünya? Başka kimler, aynı evde yaşadıkları için katillerine yakalandılar? Kimler tanıdık bir yüz olduğu için katillerini tanıyamadılar?
Alicia Aristregui, İspanya. 2004. Ayrıldığı kocası tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Birgül Işık, Elazığ. 2005. Katıldığı televizyon programında şiddet gördüğünü söylemesinin ardından, sokakta oğlu tarafından öldürüldü.
Cheagh Rooteh, Irak. 1993. Yabancı bir adamla konuştuğunu gören babası tarafından öldürüldü.Çiğdem İnce, İzmir. 2003 Evlilik dışı hamile kaldığı için ağabeyi tarafından öldürüldü.Dilber Kına, İstanbul. 2001. Erkeklerle gezdiği için babası tarafından baltayla öldürüldü. Evrim Sarıçiçekler, İstanbul. 2005. Ailesinin karşı çıktığı birisiyle evlendiği için ailenin görevlendirdiği birisi tarafından öldürüldü.Fadime Şahindal, İsveç. 2002. İsveçli bir genci sevdiği için babası tarafından öldürüldü, Güldünya Tören, İstanbul, 2004.Hatun Sürücü, Almanya, 2005. Zorla evlendirildiği akrabasından boşandıktan sonra bir “Alman gibi” yaşadığı için sokakta ağabeyi tarafından öldürüldü.Ivy Blore, Kanada. 2004. Aile içi şiddet kurbanı.
Kadriye Demirel, Diyarbakır. 2003. Tecavüze uğrayıp hamile kaldıktan sonra ağabeyi tarafından öldürüldü.
Leticia Aguliar, Amerika. 2002. Aile içi şiddet kurbanı.
Maria Terasa Carlson, Filipinler. 2001. Evliliği boyunca şiddete maruz kaldı. Sonunda 23. kattan atlayarak intihar etti.

Nadia Anjuman, Afganistan. 2005. Afganistanlı şair, kocası tarafından dövülerek öldürüldü. Olivia Hodson, Amerika, 1999. Aile içi şiddet kurbanı.
Pınar Kaçmaz, Diyarbakır. 2002. Evden kaçıp mankenlik ajansına başvurduğu için babası ve ağabeyi tarafından öldürüldü.

Rukhsana Naz, İngiltere. 1998. Evlilik dışı hamile kaldığı için annesi ve ağabeyi tarafından boğularak öldürüldü.
Sevda Gök, Şanlıurfa. 1996. Pastaneye gittiği gerekçesiyle bir yakını tarafından öldürüldü. Şemse Allak, Mardin. 2002. Evlilik dışı ilişkiye girdiği gerekçesiyle taşlanarak öldürüldü. Tasleem Begum, İngiltere. 1995. Erkek arkadaşı olduğu için kuzeni tarafından arabayla defalarca ezilerek öldürüldü.
Ursula Allen, Amerika. 2002. Aile içi şiddet kurbanı.
Victoria Anna, Amerika. 2002. Aile içi şiddet kurbanı.
Yeşim Sağlam, Adana, 1998. Kocasını terk edip sevgilisiyle beraber olduğu için babası ve kocası tarafından öldürüldü.

Zehra Karagöz, Şanlıurfa, 2003. Başka erkeklerle beraber olduğu söylentileri üzerine kocası tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü.
Alfabenin tüm harflerine kan bulaşmışsa, pekâlâ aynı harfler bu kez acıya ortak olmak için bir araya gelebilir. Bu mektupta da senin için bir araya geldiler, Güldünya. Tüm bu harfler, üstlerine bir daha kan bulaşmasın; bu mektuba sığmayan liste daha da uzamasın dileğiyle toplandı. Simdi artık hepsi dağıldı, geriye sadece son olarak

sana sunu söylemek isteyen harfler kaldı:
Güldünya, sen ağlarken, güler mi hiç bu dünya?”

Her seferinde bu son olsun diyoruz da neden hiç sona ermiyor bu meret? Neden hep madur kadınlar oluyor? Kadınları, o kalbimizin diğer tarafını bu kadar görmezden gelmek, bu kadar dışa itmek, bu kadar hapsetmek neden? Her seferinde içimiz kan ağlayarak okuyoruz haberleri. Erkeğiyle kadınıyla… Mektupta da dediği gibi “kadın hep güçsüz”, ama neden erkekler onların bu zaafından faydalanıyor? Bir kadından güçlü oldukları için o kadına istediğini yapma ve yaptırma hakkını kim veriyor onlara? Hangi düşünceye, hangi insanlığa sığıyor bu? Erkek olmak bu mu?

Bir kaç bayan arkadaşıma Güldünya’yı hatırlayıp hatırlamadığını sordum. Aldığım cevaplar ürküttü beni. Bir kaç sene sonra Pippa Bacca hatırlanır, Güldünya Tören unutulursa vay halimize…

Yazı kategorisi: Uncategorized | 1 Yorum »

Biz erkek değiliz!

Yazan: flamboyantstriker Nisan 17, 2008

“Biz erkek değiliz!

Yaşamakta olduğumuz birçok olay, üçüncü sayfa ülkesindeymişiz hissi uyandırıyor.

Pippa Bacca’nın korkunç ölümü ikiyüzlülüğümüzle yüzleşme fırsatı verebilir belki. Kadınlara yönelik baskılar ve saldırıların sıklıkla yaşandığı bir ülkedeyiz. Pippa T.C. devleti vatandaşı olsaydı, büyük ihtimalle, üçüncü sayfa haberi olarak kalacaktı bu olay. ‘Ele güne rezil olduk’ kaygısıyla verilen demeçlerin, yapılan haberlerin her tarafında ikiyüzlülük akıyor.

Bu ülkede kadınlar yoğun bir şekilde şiddete ve saldırıya maruz kalıyor, öldürülüyor ve buna birçok kisve bulunuyor.

Biz bu kisveleri reddeden erkekler olarak, tepkimizi göstermek için bir yürüyüş/gösteri yapacağız.

‘Tecavüz etmek erkeklikse biz erkek değiliz!’
‘Namuz bekçiliği yapmak erkeklikse biz erkek değiliz!’
‘Öldürmek erkeklikse biz erkek değiliz!’
‘Homofobik olmak erkeklikse biz erkek değiliz!’

diyeceğiz ve kara duvaklar takıp yürüyeceğiz. Yanlız değiliz; kadınlar da bizimle olacak.
Üçüncü sayfa ülkesinde yaşamak istemiyoruz!

Kara duvakli erkekler.”

Bu da Ek$i sözlük’ten bu kampanya ile ilgili bir entry;

“Bir kere okudum.
Bi daha okudum.
Bi daha okudum.

Erkekler. Erkekler, erkek kimliğinin onların sırtına çaldığı kırbaçtan kurtulmak için ses verecekler.

Hem de evde rakı sofrasında, ergen bloglarında, ekşi sözlük entrylerinde değil.

Sokakta. Taksim gibi bir semtte.

Gümbür gümbür haykıracaklar, her şeyden önce kendi özgürlükleri ve vicdanları için.
Erkek olarak, hemcinslerinin ve kadınların karşısında pankartlarını açacaklar,
“Ben katil değilim!” diye basbas bağıran yazıları taşıyan.

Çünkü erkek, namus bekçiliği gibi, “bu kadın bunu sikmek lazım” öğretilmişliği gibi, “erkek adam ağlamaz” saçmalığı gibi etiketlerden yırtılmak istiyor.

Çünkü erkek, erkek kimliğiyle özdeşleştirilen “tecavüz ve katl” gibi suçların erkeklerin üzerine “hakmış” gibi yapışmasınan artık bıktı.

Erkek, “erkekliğinin” suçlarla anılmasından tiksindi.

Bunun için, öğretilmiş erkeklikten sıyrılıp, insanca yaşamak için, adam gibi yaşamak için ses verecekler..

Bir kadın olarak, karşı cinsle gurur duymamı sağlayan ve ona saygımı arttıran çok çok önemli bir adım.

İçinde cesaret ve vicdan olan tüm erkeklerin katılması gereken eylem.

Çünkü bu savaş kadınların savaşı değil, insanlığın savaşı!

Kaybedecek isimmiş.
Siz, erkeklik/insanlık onurunuz için neyi göze alırdınız?”

Entry’de blog yazarlarına biraz giydirme var ama ana fikir o değil. Kampanyada satır aralarında verilen mesajlar güzel. Hatta çok güzel. Lakin kara duvak takma olayı kampanyanın ‘bir kesim’ tarafından sululaştırılmasına ve ana fikrin önüne geçilmesine sebep olabilir. Bu kampanya için en güzel şarkı sanırım Aylin Aslım’dan Güldünya olur:

Canım abim vurma beni
Bu dünyadan alma beni
Dökülür mü kardeş kanı?

Bir karında yatmadık mı?
Bir anada doğmadık mı?
Bir memeden doymadık mı?

Binbir yarayla tek bir kurşunla gitti gül dünya
Kim farkında kimin umrunda yandı(söndü) bir dünya

Seni gönderene söyle
Köydeki büyük meclise
Daha çocuk yaşta üstüme çıkan herife
Eğer böyle ölürsem iki elim yakanızda
Hayaletim gezer düşer peşinize

Buluşma yeri: Galatasay lisesi ile Yapı ve Kredi Bankası arasındaki heykelin önü
Zaman: 19 Nisan Cumartesi Saat 17:45

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Adamımsın Fırat!

Yazan: flamboyantstriker Nisan 5, 2008


Ekmeğine, kedine, ayaklarına kurban…

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Rıdvan olur!

Yazan: flamboyantstriker Nisan 3, 2008

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Maalesef vizeler

Yazan: flamboyantstriker Nisan 1, 2008

Ara vermeyi hiç düşünmüyordum ama düzene yenik düştüm. Cuma günü itibariyle yeniden yazmaya başlayacağım…

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;